Sağlık' kategorisi için arşiv

16
Nisan

Epilepsi

Epilepsi

Size, çocuğunuza veya çok sevdiğiniz bir yakınınıza epilepsi (sara hastalığı) teşhisi konduysa unutmayın yalnız ve çaresiz değilsiniz. Bu bulaşıcı bir hastalık veya bir akıl hastalığı değildir.
Epilepsi, tekrarlayan nöbetlerle karakterize, kronik bir hastalıktır. Tedavisi uzun sürelidir ve gerekirse ömür boyu uygulanmalıdır. Ancak hastalık bazen çocukluk döneminde sınırlı kalıp, erişkin yaşlarda kaybolan tipte olabilir.

Olası nöbet tipleri, 5-10 sn.�lik kısa dalma atakları, kafada düşme, ani kas tonusu kaybı ile yere düşme, hızlı göz kırpma ve gözlerin yukarı kayması, boş bir ifadeye eşlik eden ağız ve gözde uygunsuz hareketler, amaçsız gezinme ve garip hareketler veya kol ve bacakta istem dışı ritmik kasılmalar, bilinç kaybı, ağızdan köpük gelmesi, idrar ve dışkı kaçırma şeklindedir.

Nöbete zemin hazırlayan bazı faktörler mevcuttur. Kişi epilepsi hastası olmasa dahi, nöbet eşiğinin düşmesine bağlı olarak hayatının herhangi bir döneminde nöbet geçirebilir.

Bunlar bilinir ve kontrol altına alınabilirse ilaç tedavisi uygulanmayabilir veya ertelenebilir. Bazı ilaçlar, alkol, akut metabolik bir değişiklik (hipoksi, hipoglisemi, hipokalsemi gibi), ateş yükselmesi, uykusuzluk, TV- video, bilgisayar oyunları , disko ışıkları gibi fotosensitif mekanizmalar, bazı refleks mekanizmalar (sıcak su teması gibi), kadınların adet dönemlerinde olması nöbet eşiğini düşürdüğünü bildiğimiz faktörlerdir.

Epilepsi hastalığı, yüksek ateş, enfeksiyonlar, kafa travmaları, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıkları gibi tespit edilebilen bir nedenle olabilir. Bunun dışında daha büyük bir kısmında ise sebep belirlenemez (idiyopatik epilepsi). Ayırıcı teşhis amacıyla, EEG (beyin elektrosu), beyin tomografisi, beyin MR�ı, gece boyunca video-EEG monitör takibi, gerekirse SPECT incelemesi uygulanabilir.

� Doğru teşhis, doğru tedavi ve ilaçların düzenli kullanılması konusunda hekiminizle işbirliğinde olun. Çünkü nöbetlerin sık tekrarlama nedenlerinden birisi de, ilaçların aksatılmasıdır.

� Tedaviyi bırakma konusunda son karar, hekimin aileyi yeterince bilgilendirmesinden sonra alınır. En az üç yıllık bir süreçle hiç nöbet izlenmediyse, ilaç tedavisine son verilebilir.

� Eğer ilaç tedavisinin bırakılmasına karar verildiyse, bu yavaş yavaş doz azaltılarak yapılır. Böylece nüks riski mümkün olan en az düzeye indirilir. Ancak asla doktorunuza danışmadan ilacınızı kendiniz kesmeyin!

� Bazı antiepileptik ilaçlar, doğum kontrol haplarının etkisini azaltabilir. Bu durumda daha yüksek dozda östrojen içeren preparatların kullanılması gerekebilir.

� Bebek sahibi olmak isteyen epileptik kadınlar, gebelikten önce ilaçların gözden geçirilmesi için doktora başvurmalıdırlar. Böylece nöbetleri en iyi kontrol eden ilaç, en düşük dozda ayarlanacaktır. Gebelik boyunca da Ultrasonografi ve kan tetkikleri yapılarak olası anormallikler takip edilecektir.

� Epileptik annelerin bebeğini emzirmesi teşvik edilmelidir. Anne sütüne geçen ilaç miktarı değişken olabilir. Eğer bebekte aşırı sakinlik veya irritasyon, huzursuzluk izlenirse, bebeği daha seyrek emzirmesi ve mama ilavesi yapması önerilir.

� Nöbetlerin herhangi bir zamanda ve herhangi bir yerde gelebilmesi nedeniyle en önemli konu, bazı hayati tedbirleri almaktır. Ancak bunu yaparken aşırı kollayıcı davranıp çocuğunuzun hayatını tamamen kısıtlamayın. Birkaç basit önlem büyük tehlikelerden koruyacaktır. Evin içini, yatağını ve özellikle banyoyu iyi düzenleyin. Oda ve banyo kapılarının içe doğru açılması, çocuğunuz nöbet geçirdiğinde ona ulaşmanızı engelleyebilir. Küvet suyunun akışını, elektrikli aletlerin suya uzak olmasını kontrol edin. Bisiklete binerken, trafiğe kapalı alanları kullanmasını, başlık, diz-dirsek pedleri kullanmasını sağlayın. Yüzme, kıyıdan fazla uzaklaşmaması ve yanında yüzmeyi bilen birisinin olması şartıyla izin verilebilen bir spordur.

� Okul veya iş arkadaşlarının bilgilendirilmesi, nöbet geçiren hasta için en önemli hayat kurtarıcı unsur olabilir. Nöbet geçiren bir kişi ile karşılaşıldığında, onu yumuşak bir zemine alıp kasılma sırasında darbelerden korunması, hava yolunun açık tutulması için başının yana doğru çevrilmesi ve üzerindeki sıkı giysilerin gevşetilmesi, birkaç dakika sonra nöbet duracağı için panik yapmadan beklenmesi uygundur. Ancak bir nöbeti bir başka nöbet izliyor ve hastanızın kasılmaları durmuyorsa en yakın sağlık merkezine ulaştırın. Bu, �Status Epileptikus� dediğimiz daha ciddi bir nöbet tablosu olabilir.

� Ehliyet sahibi olmak için ülkeden ülkeye değişen kurallar vardır. Ülkemizde epilepsi hastaları sürücü belgesi sahibi olamazlar.

Epilepside en önemli tedavi başarısı düzenli takiplerden geçer.İlacın kan düzeyi ve olası yan etkilerin taranması için düzenli aralıklarla doktorunuzla görüşün.

Soru sormaktan ve bilgi istemekten çekinmeyin.

16
Nisan

Hipoglisemililer kulübüne hoş geldiniz

Hipoglisemililer kulübüne hoş geldiniz

Hipoglisemi kan şekerinin fazlaca düşmesi sonucu ortaya çıkan ve yaşam kalitesini bozan bir sağlık sorunudur.
Eğer gece yattıktan bir-iki saat sonra huzursuz bir şekilde uyanıyor ve daha ne olduğunuzu anlamadan soluğu mutfakta alıyorsanız, yastığınız, pijamanız sırılsıklam oluyor, gece yemelerinizi kontrol altına alamıyorsanız, kilonuzu yönetmekte zorlanıyor, kolay kilo alıp zor veriyorsanız �hipoglisemililer kulübüne� hoşgeldiniz.

Kan şekerinde sık sık düşmeler yaşayan insanların çoğunda depresyon, sinirlilik, alınganlık gibi psikolojik sorunların bulunması ilginçtir. Hipoglisemili hastaların önemli bir kısmı tanı konulmadan önce psikologlara veya psikiyatri uzmanlarına gitmişlerdir. Bir o kadarının da yakınmalarını �psikolojik� veya �sinirsel� olarak tanımlayan iç hastalıkları veya aile hekimlerinin gözünden kaçmış olması muhtemeldir. Özellikle depresyonlu hastalarda durum tam bir karmaşadır. Depresyonlu hastalarda kan şekeri düşüklüğünün daha sık görülmesi, kan şekeri düşük olanlarda depresyonu düşündüren belirtilerin yoğun oluşu bu karmaşanın nedenidir.

Sosyal bir sorun

Hipoglisemi yaşam kalitesini bozan, keyif kaçıran bir sorundur. Sık sık tekrarlayan kan şekeri düşmeleri bitkinlik, yorgunluk, halsizlik gibi sorunlara yol açar. İşte verimi, sosyal yaşamdan zevki, neşeyi azaltır. Tekrarlayan baş ağrıları, çarpıntılar, el titremeleri, mide krampları huzur bozucudur. Uykuya daldıktan kısa bir süre sonra uyanmalar, gece yarıları buzdolabı karıştırmalar, kontrolsüz atıştırmalar can sıkıcıdır. Aç kalmaya dayanamıyorsanız, öğün almayı geciktirince yemeklere ádeta saldırıyorsanız, yemek geciktiğinde sinirli ve huzursuzsanız, yemeği takiben de uyukluyorsanız, hipoglisemi sorunu sizinde kapınızı çalıyor olabilir.

Kan şekerinde tekrarlayan düşmeler bedensel ve ruhsal dengeyi bozar. İş hayatında sorunlara yol açar. Kilo kontrolünü güçleştirir, kilo almayı kolaylaştırır. Özellikle sabah 10:00-11:30 arası, öğleden sonra 15:00-17:00 arası �hipoglisemi� zamanıdır. Özellikle pasta, börek, çörek, simit, kurabiye, gevrek düşkünlerin de, açma-poğaça, kruvasan tutkunlarında sabah saat 11:00, öğleden sonra 16:00 civarında yaşanan hipoglisemi atakları tipiktir. Hipoglisemi sonucu oluşan açlıklarını krakerler, bisküvilerle, cipsler veya galetalarla geçiştirmeye çalışan bu insanlar ne yazık ki bir-iki saat sonra yeni �hipoglisemi atakları� ile sarsılırlar. Gün boyu yaşadıkları kan şekeri dalgalanmaları arasında mutsuz ve yorgun kalırlar. Sabahları baş ağrısı ile kalkıyor, geceleri sık sık çarpıntılarla uyanıp, uykuya yeniden dalma sorunu da yaşıyorsanız siz bu kulübün eski bir üyesi de olabilirsiniz.

Ayaküstü beslenmeyin

Son yıllarda hipoglisemi sorunu ile neden daha sık karşılaşıyoruz? Bunun başlıca nedenleri şeker hastalarının sayısının artması, insülin direnci-metabolik sendrom sorununun yaygınlaşması, depresyonun hastalıklar liginde üst sıralara tırmanmasıdır. Beslenme yalnışlıklarının, atıştırmalarda kullanılan işlenmiş karbonhidrat ve yağ bombalarının, fast-food gıdaları fazla kullanmanın, hızlı ve ayak üstü beslenme alışkanlığının da bu artışta rolü olmalıdır. Eğer hipoglisemililer arasına katılmak istiyorsanız işe yukarıdaki hataları yaparak başlayabilirsiniz.

Hipogliseminin nedenleri

- Tiroid bezi yetersizliği, tembelliği (Hipotiroidi)

- Böbrek üstü bezi yetersizliği

- Hipofiz bezi yetersizliği

- Karaciğer ve böbrek yetmezliği

- İnsülin direnci- Metabolik sendrom

- Aşırı alkol tüketimi

- Kafeinli içeceklerde yoğunlaşmak

- Şok diyetler, yanlış diyet planları ile hızla kilo vermek

- Mide ameliyatı geçirmek

- Aç karna yoğun egzersiz yapmak

- Kan şekerini düşüren ilaçlar (insülin, tabletler) dikkatsiz kullanmak

- Birdenbire fazla miktarda karbonhidratlı besin almak

Nasıl korunabilirsiniz?

Tam tahıllı kabuklu besinleri, meyve ve sebzeleri tercih edebilir, beyaz un, pirinç ve patatesten uzak durabilirsiniz.

Kahve, çay, kolalı içecekler gibi yoğun kafein ihtiva eden içecekleri azaltabilir, sigara gibi zehirli nikotin içeren alışkanlıklarınızı kontrol edebilirsiniz.

Düzenli ve ılımlı bir egzersiz alışkanlığı edinebilir, her gün sekiz-dokuz bardak su tüketmeye özen gösterebilirsiniz.

Sık sık ve az az yiyebilir, yemekleriniz arasında iki-üç saatlik aç dönemleri sınırlayabilirsiniz.

Proteinden zengin bir beslenme planı yapıp karbonhidrat tüketiminizi (unlu besinler, tatlılar) sınırlayabilirsiniz.

Chromium Picolinate, B6 vitamini, magnezyum desteklerinden yararlanabilirsiniz.

Salatalarınıza, yoğurt ve çorbalarınıza keten tohumu ekleyebilir, ceviz, badem, fındıktan daha çok yararlanabilirsiniz.

Şeker ve besinlerin tüketimini azaltabilirsiniz.

Stres düzeyinizi düşürebilir, stres yönetme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz. Stresinizi azaltmak ve rahatlamak için tatlı atıştırmalar yapmayı bırakabilirsiniz.

16
Nisan

Modern genel cerrahi

Neştersiz cerrahi Laparoskopi…

Laparoskopik Cerrahi, 20. yüzyılda tıptaki en ileri cerrahi işlemlerden biri. En büyük özelliği, hastaya hemen hemen hiç zarar vermeden,
yani mümkün olan en az kanama ve en az zararla uygulanabilen bir cerrahi yöntem olması. Buna minimal invaziv yöntem denmektedir.

Eskiden, karın bölgesi açılarak uygulanan pek çok cerrahi işlem, laparoskopik cerrahi ile şimdi, karnı açmadan, yalnızca birkaç küçük delik açılarak yapılabiliyor.

Laparoskopi, karın içerisine 5-10 mm’lik özel deliklerden girilerek ve bu işlem için tasarlanmış aletlerle uygulanan bir cerrahi yöntemdir.

Laparoskopinin diğer klasik cerrahiye karşı en önemli avantajları; ameliyat sonrasında ağrının az olması, hastanın aktif yaşantısına erken
dönmesi ve kozmetik sonucun iyi olmasıdır diye özetleyebiliriz.

Laparoskopinin en sık kullanıldığı ameliyat safra kesesi ameliyatlarıdır. Safra kesesi ameliyatlarında laparoskopik yöntem tüm gelişmiş ülkelerde altın standart olarak kabul edilmektedir. Bu işlem dışında da bir çok ameliyatı (fıtık, kist, reflü gibi ameliyatlar ve
tanısal amaçlı uygulamalar) laparoskopik olarak güvenle uygulamaktayız.

Teşhis amacıyla yapılan laparoskopi

Bütün röntgen tetkikleriyle sonuç alınamayan ya da karar verilemeyen karın içi hastalıklarında (kanser ya da iltihap gibi) uygulanmaktadır.

Apandisit, yumurtalık patlaması, mide delinmesi gibi acil cerrahi gerektiren durumlarda hem teşhis hem de tedavi amacıyla kullanılır.
Yani aynı anda hastanın işlemi bitmiş olur. Ayrıca, trafik kazası, yüksekten düşme gibi travmatik durumlarda ve kaza cerrahisinde de
laparoskopik yöntem kullanılmaktadır.

Safra kesesi taşı hastalığı için kullanılan laparoskopik cerrahi ile safra kesesi, içindeki taşı ile birlikte çıkartılır. Bu yöntem bütün
gelişmiş ülkelerde altın standart olarak kabul edilmektedir.

Laparoskopik mide fıtığı ameliyatı; dünyada en yaygın kullanılan laparoskopik yöntemlerden biridir. Aynı yöntem reflü için de kullanılmaktadır.

Kasık fıtıkları, göbek fıtığı ya da daha önceki ameliyatlar sonucu oluşan tüm fıtıklar da laparoskopik yöntemle tedavi edilebilir.

Genel cerrahinin tüm ameliyatlarında neşter yerine lazer teknolojisi kullanılarak, kesme yapıldığı için kanama en aza inmektedir. Normal
ameliyatlarda kanayan damarlar ya elektrokoterlerle yakılır ya da damarlar bağlanır. Lazer kullanıldığında yakma ya da bağlama işlemi yapılmadan da kanama kontrol edilebilmekte ve kansız bir alanda ameliyat yapılabilmektedir. Bu da ameliyat sonrası iltihaplanma riskinin azalmasını sağlamaktadır.

Prof. Dr. Hasan Taşçı, lazerin, bütün genel cerrahi ameliyatlarında (guatr, meme, karaciğer, hemoroid, mide-bağırsak sistemi) kullanılabileceğini belirtiyor.

Hemoroid için Longo tekniği

Bu işlemde otomatik dikiş aleti kullanılıyor.
Bu dikiş aletinin adına Stapler deniyor. Hemoroid memelerinin 2-3 cm yukarısında bu dairesel dikiş aleti kullanıldığında, hemoroid memelerine gelen kan kesildiği için hemoroid memeleri hemen söner,
sarkmış olan makat normal konuma döner. Ağrısı, hemen hemen yoktur.

Hastalar kısa sürede aktif hayatlarına dönmektedirler.

Kıl dönmesinde flap (plastik cerrahi) yöntemi

Kuyruk sokumunda, ciltten kemiğe kadar uzanan bir kıl yumağı ve cerahat kesesi vardır. Kuyruk sokumundaki bir ya da birkaç delikten devamlı
cerahat akan bir yara oluşur. Klasik ameliyatlarda, direkt kist çıkartılıp cilt karşılıklı kapatılır ya da yara açık bırakılarak
pansumanlarla kapanması beklenir.

Fakat bu yöntemlerden sonra hastalığın tekrarı %20′lere kadar çıkmaktadır. Flap tekniğinde ise yine kistik bölge kemiğe kadar çıkartılmaktadır. Çıkartma işlemi sonrası geride kalan boşluk için
kalçadan alınan bir parçanın (flapın)kaydırılmasıyla uygulanan yönteme
ise plastik yöntem denmektedir. Bu yöntemde hastalığın tekrarlaması ihtimali azdır.

16
Nisan

Alkol ve sağlığınız

Alkol ve sağlığınız

Alkolden tamamen uzak mı durmalı yoksa her akşam bir kadeh şarabın tadını çıkarmaya devam mı etmelisiniz?
Bu konuda vereceğiniz karar size ve doktorunuza kalmıştır. Karar vermenizde yardımcı olabilecek bazı yardımcı bilgileri not alabilirsiniz.

İlaç - alkol ilişkisi tehlikelidir

Alkol pek çok ilaç tedavisi ile etkileşime girebilir. Bunu doktorunuzla konuşun. Antibiyotikler, antidepresantlar, antikoagülantler, anti diyabetik ilaçlar, antihistaminikler, anti- nöbet ilaçları, beta brokerler, ağrı kesiciler, uyku hapları bunlardan bazılarıdır. Eğer alkolü aspirinle beraber alırsanız, mide kanamasıyla karşılaşma riskinizi artırırsınız. Alkolü, acetaminophen ihtiva eden ağrı kesicilerle birlikte alırsanız da karaciğer hasar riskinizi yükseltirsiniz. Her türlü ağrı kesici ve ateş düşürücülerin günde 2-3 ölçü alkol ile tüketilmemesi konusunda dikkatli olmalısınız.

Olumlu etkileri var, ama az!

Orta derecede alkol tüketimi sağlığınızda bazı olumlu etkiler yapabilir.

Kalp damar hastalığı gelişme riskinizi azaltabilir.

Kalp krizinden ölme riskinizi düşürebilir.

İnme, kısmi felç gibi yaşlılık sorunlarına yönelik felç riskinizi düşürebilir.

Safra taşı oluşumu riskinizi azaltabilir.

Olumsuz etkileri çok önemli

Aşırı alkol tüketimi çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir:

Kadınlarda göğüs kanseri, sindirim sistemi, ağız, boğaz, yemek borusu ve karaciğer kanserlerine yakalanma olasılığını yükseltir.

Özellikle kan trigliserid düzeyi yüksek olanlarda ani karın ağrıları ile ortaya çıkan pankreas bezi iltihaplanmasını (pankreatit) kolaylaştırabilir.

Kanda trigliserid düzeyini yükseltebilir.

Kan basıncını artırır. Özellikle erkeklerde alkol kullamını takiben kan basıncında ani yükselmeler yapabilir.

Dikkat kaybı gibi nedenlerle trafik kazalarını ve iş kazalarını artırır.

Düşük yapma olasılığını yükseltir.

Koroner kalp hastalığı olanlarda ani ölümlere neden olabilir.

Kalp yetmezliğini kolaylaştırabilir.

Karaciğerin alkolik sirozunun nedenidir.

İntihar olasılığını yükseltir.

Doğmamış çocukta alkole bağlı yavaş gelişme ve sindirim sistemi sorunlarına neden olur.

Reflü, gastrit ve ülser sorununu tetikler.

Nereye kadarı orta düzeyi

350 ml bira, 150 ml şarap veya 45 ml 80 derece alkollü distile içecekler en üst sınır olarak alınmalıdır (iki ölçü). 65 yaş ve daha üstündeki insanlar ve tüm kadınlar günde bir ölçüden fazla içki almamalıdır. Yaşlı insanlar daha kolay sarhoş olurlar ve alkolün zarar verici etkisini artırırlar.

Dikkat edin!

Ciddi sağlık sorunu olanlar kesinlikle alkol içmemelidir, çünkü alkolün çok az miktarları bile sorunlara yol açabilir. Eğer aşağıdakilere sahipseniz alkolü kesinlikle tüketmeyin.

Kanama sorununuz varsa

Karaciğer hastalığınız varsa

Pankreas bezi hastalığınız varsa

Yemek borusu, boğaz, ağız ve yutak kanserlerini düşündüren kuşkulu belirtileriniz varsa

16
Nisan

Hipertansiyon

Hipertansiyon

Memorial Hastanesi kardiyoloji hekimi Uzm.Dr.Türker Baran hipertansiyon ile ilgili bize şu bilgileri verdi.
Hipertansiyon (Kan basıncı yüksekliği) nedir?
Hipertansiyon atardamar sistemimiz içinde dolaşan kan basıncının belirli rakamların üzerine çıkması halidir. Bu rahatsızlığın temelde ne olduğunu anlatmak için şu benzetmeyi yapalım.Oturduğunuz apartmanın kalorifer tesisatını düşünün. Bodrum katınızda bulunan bir pompa sıcak suyu üst katlara çıkartacak kadar kuvvetli şekilde pompalamakta, sıcak su borular vasıtası ile odanızdaki peteklere dek ulaşmaktadır. Sıcak suyu dairenize taşıyan borular ve odanızdaki petekler belirli bir basınca dayanmak üzere imal edilmişlerdir. Şimdi pompanın daha kuvvetli çalıştığını, ya da üst kattaki borulardan birinde kireçlenmeye bağlı bir daralma olduğunu düşünün. Bu durumda boru tesisatındaki iç basınç artacaktır. Sizler dışarıdan eğer boru içi basıncı ölçen bir cihazınız yoksa durumun farkına varamayabilirsiniz. Sadece belki borulardan gelen su akış sesinin arttığını duyarsınız. Zaman içinde bu artmış basınç eninde sonunda tesisattaki bir patlama, borulardaki delinme ile sonuçlanacaktır. Eğer şehir voltajındaki ani bir yükselme pompanın çalışmasını çok fazla arttırırsa borular içindeki basınç birden öyle hızlı artacaktır ki tesisattaki delinme zamanla değil ama ani olarak meydana gelecektir.

Kan basıncının normal değerleri nedir?

Hipertansiyonda kan basıncı hangi rakamların üzerine çıkar?

Atardamar sistemimiz ve organlarımız tıpkı kalorifer tesisatındaki borular ve peteklerde olduğu gibi belli bir basınçla çalışmak üzere oluşmuştur. Bu normal basınçlar, kalbimizin, yani bodrumdaki pompanın, sisteme kan püskürttüğü sırada ölçtüğümüz ve büyük ya da �sistolik� diye adlandırdığımız anlarda 120-90mmHg, kalbin kendisi içine kan doldurduğu sırada ölçtüğümüz ve küçük ya da �diyastolik� olarak adlandırdığımız anda ise 80-60mmHg�dir. Büyük tansiyonun 120-135 mmHg aralığında, küçük tansiyonun ise 80-85mmHg aralığında olması kişiye hipertansiyon tanısı koydurtmamakla beraber aktif önlemlerin alınması gereken bir durumu yansıtır. Kişinin hipertansiyon gelişimine yatkınlığı var şeklinde yorumlanabilir. Büyük tansiyonun 135 mmHg, küçük tansiyonun ise 85 mmHg�nin üzerinde seyretmesi hipertansiyon anlamına gelir.

Hipertansiyon niçin meydana gelir?

Hipertansiyonu olan kişilerin yaklaşık %5�inde tek bir neden vardır. Bunların başında böbrek ile ilgili rahatsızlıklar gelir ki hipertansiyon olgularının yaklaşık yüzde 4�ünden sorumludurlar. Tiroid bezinin, böbrek üstü bezinin normal dışı çalışması, aort ismi verilen ana atardamardaki doğumsal darlıklar, bu yüzde yüzde 5�lik tekil diğer nedenlerin önde gelenleridir. Bu rahatsızlıklar saptanabilip tedavi edilir ise kan basıncı yüksekliği ortadan kalkabilir.

Hipertansiyonu olan kişilerin yüzde 95�inde ise birden çok neden vardır. Şişmanlıktan diette fazla miktarda sodyum az miktarda potasyum ve magnezyum alınmasına, genetik faktörlerden sigara ve alkol kullanımına dek çok sayıda faktöre bağlı bu tip hipertansiyon �esansiyel hipertansiyon� ismi ile anılır ve tedavi şekli yaşam şekli düzeltilmesinden sürekli ilaç kullanımına uzanan geniş bir platformunu kapsar.

Hipertansiyonu olan kişilerde hangi yakınmalar oluşur?

Kan basıncımız normalin üzerinde seyretmeye başladığında, yani hipertansiyon rahatsızlığı geliştiğinde, boru tesisatı örneğinde olduğu gibi belirgin biri yakınma duyulmayabilir. En sık dile getirilen yakınmalar özellikle ense bölgesinde yoğunlaşan, rahatsızlık verici bir baş ağrısı, kulaklarda çınlama, başta bir dolgunluk hissi, baş dönmesi, ayaklarda ödem, çarpıntı, kalp atışlarının kuvvetli olarak hissedilmesi gibi yakınmalardır. Ancak bu şikayetler genellikle gözardı edilir ve uzun sürmediklerinden önemsenmezler. Ayrıca yakınmalar kan basıncı yüksekliği ile çok da doğru orantılı değildirler. Kan basıncı yükseldiğinde başlarının ağrıdığını ifade eden hastalarımızın kan basıncını ölçüp yüksek bulduğumuzda, bir yakınmaları olmadığını dile getirmeleri durumlarıyla sıkça karşılaşıyoruz.

Hipertansiyon vücuda ne şekilde zarar verir?

Hipertansiyon zararlı etkisini genellikle yıllar içinde ortaya çıkartır. Sürekli artmış basınç damar yatağında ve uç organlarda, tüm vücudu etkileyecek şekilde içten içe kemirerek aşınma yaratır. Bu aşınma üzerinde damarlarda tıkanıklıklar oluşur ki kliniğe yansımaları koroner kalp hastalıkları, kalp krizleri, beyin damar hastalıkları, yani felçlerdir. Artmış kan basıncı kalbin iş yükünü arttırır. Kalp bu artmış yüke bir süre dayanır. Ancak zaman içinde bu yükü kaldırmak için kas miktarında artışa gider. Halter çalışan kişilerin pazularının kalınlaşması gibi kalp duvar kalınlıklarında da artış olur ki bu olumsuzlukların başlangıcıdır. Giderek önce kalbin içine kan doldurma fazı, yani gevşemesi bozulur sonra da kan püskürtmesi, kasılması aksar ki bu hipertansiyona bağlı kalp yetmezliği gelişimidir. Paralel değişiklikler tüm organlarda gözlenir. Bunların içinde uzun vadede öne çıkan böbrek yetmezliğidir. Görüldüğü üzere hipertansiyon yarattığı zararları zaman içinde ortaya çıkan, sinsi bir rahatsızlıktır. Ancak bodrumdaki pompanın kontrolsüz bir şekilde çalışmasını arttırıp basıncı ani bir şekilde dayanılmaz düzeylere yükseltip boruları aniden patlattığı gibi kan basıncında da ani, hızlı ve yüksek seviyelere yükselişler kimi zaman burun kanamaları gibi nispeten zararsız olaylara, kimi zaman ise beyin kanamalarına, aort dediğimiz büyük atardamar duvarında yırtılmalar gibi hayati tehdit eden durumlara yol açabilir.

Hastalarımızın Sıkça Sordukları Sorular:

Kan basıncım yüksek ama vücudum bu değerlere alışmış.Bana bir zararı olmuyor.

Kan basıncı yüksekliğinin zararlarının yıllar içinde gelişimi bu düşünce tarzının insanlar içinde yerleşmesine neden olmuş. Şu an bir yakınmanız olmaması hipertansiyonun size zarar vermediği anlamına gelmez. Zaman içinde olumsuzlukların ortaya çıkmaması için hiçbir şikayetiniz yoksa bile kan basıncınızın normal değerlere çekilmesi gerekli.

Hipertansiyon tedavisi ne kadar sürecek? Bir kez ilaca başlarsam bağımlı hale gelmez miyim?

Hipertansiyon rahatsızlığı nedenlerin direkt ortadan kaldırılabildiği, çok azınlıkta kalan bazı durumlar hariç(Tiroid bezinin fazla çalışması, böbrek damarlarında daralma gibi) süreklilik arzeder. Bunun açılımı tedavinin yaşam boyu süreceğidir. Bu tedavi rahatsızlığın hafif seyrettiği durumlarda, eğer organlarda hasar rastlanmadı ise de ilaçsız tedavi yöntemleri ile, aksi durumda ek olarak ilaçlarla olacaktır. Hipertansiyon ilaçları bağımlılık yapmaz. Eğer ilaçsız tedavi yöntemleri etkin olarak uygulanabilir ise bir süre ilaç gereksinimi ortadan kalkabilir. Ancak yıllar içinde damarlardaki direnç artacağından yine ilaç gerekliliği gündeme gelebilir.

Sarımsak yiyiyorum, limon suyu içiyorum. İlaç almasam?

Bazı doğal maddelerin kan basıncında kısıtlı düşmeler yarattığı bilinen bir gerçek. Ancak bunların etkin bir tedavi sağlamaktan uzak kalmalarının ötesinde hipertansiyonun yarattığı hasarı tamir etme yetileri yok. Bu yüzden eğer gerekiyorsa alınacak bir ilaç tedavisinin alternatifi değil olsa olsa tamamlayıcıları olurlar.

İlaçların cinsel aktiviteyi azaltması gibi çok yan etkisi olduğunu duydum.

Dünyadaki tüm ilaçların yan etkisi olabilir. Bunlar yıllar süren deney aşamalarından sonra, yan etki profilleri, yan etki oluşturma olasılıkları yeterince düşükse piyasaya verilirler. Piyasaya verildikten sonra da denetimleri devam eder. Nitekim bazı ilaçlar piyasada kullanıldıktan bir süre sonra gerektiği için kullanımdan çekilmiştir. İlaçların yan etki oluşturabilme potansiyeli taşımaları uygun şartlarda ilaç kullanımına engel teşkil etmez. Unutmayın, çok kayısı yerseniz ishal olabilirsiniz. Bu kayısının zararlı bir meyve olduğu anlamına gelmez. Doktorunuz size en uygun olan, yan etki profili en düşük ilacı önerecektir. Eğer herhangi bir yan etki meydana gelirse ilaç seçenekleri son yıllarda çok arttığından rahatlıkla başka bir seçeneğe yönelinebilir. Son olarak belirtelim, ilaçlardan kaynaklanan yan etkilerin hemen tamamı ilacın kesilmesini takiben kısa süre içinde düzelir.
Doktorum ilacımı ömür boyu kullanacağımı söyledi.

Hastalarımıza sürekli tedavi fikrini alıştırabilmek için zaman zaman bu vurgular yapılıyor. Burada esas olan hipertansiyon tedavisinin sürekli olduğudur. Kişinin vücudu zaman içinde değiştiğinden alınan ilaçların ismi ve dozu da zamanla değişecektir. Şu an uygun olan ilaç ve dozu bundan bir süre sonra yetersiz veya tam tersi fazla gelebilir. Kaldı ki tıpta sağlanan gelişmeler de reçetelere yansımalıdır ve tedavide değişiklikler olmalıdır. Bu yüzden ömür boyu tedavi olunacağı esastır. Reçetelerde zaman içinde değişiklik gerekeceği ise bir başka gerçektir.

Dedemin kan basıncı yüksek ama dedem yaşlı. O yüzden bu kan basıncı onun için normal.

Kişinin yaşı ideal kan basıncı değerlerinin değişmesi için yeterli bir neden değil. Ancak yaşla beraber özellikle beyin damar sisteminde gelişebilecek daralma ve tıkanmalar daha yüksek� tazyik� ihtiyacı doğurabilir. Bu durum bireye özgü olduğundan yaşlılarda kan basıncı yüksekliği normaldir düşüncesine gerekçe olamaz.

Başım ağrıyordu, tansiyonum 160 çıktı. Benim hipertansiyonum mu var?

Kan basıncı yükseliği yani hipertansiyon tanısı seri ölçümler gerektirir. Özellikle ızdırap, heyecan, korku gibi durumlarda her sağlıklı kişide kan basıncının yükselmesi doğaldır. Bu münferit yükselmeler kişiyi hipertansiyon hastası konumuna sokmaz. Yapılması gereken sık ölçümlerle yüksekliğin genel eğilim olduğunun ortaya konması ve varsa uç organ hasarının gösterilmesidir.

Hipertansiyon hastası nasıl beslenmeli?

Hipertansiyon hastalarında tuz kısıtlaması yaklaşık üçte birinde kan basıncı yükseliği konusunda dramatik yanıta yol açar. Bu yüzden dietde tuz kısıtlaması önem taşır. Bunun aksine potasyum ve magnezyumdan zengin beslenilmesinin faydaları olabilir ayrıca kişinin kilo fazlalığı varsa ideal kilosuna erişip o kiloda kalacak şekilde diyet yapması, eşlik eden kan yağlarında ya da şekerde yükseklik mevcutsa o zaman ilgili rahatsızlıklara yönelik diyet uygulaması gerekir.

Sigara ve alkolün hipertansiyonla ilgisi var mı?

Sigara ve hipertansiyon direkt olarak kan basıncını yükseltir. Bu yüzden bu alışkanlıkların sonlandırılması tedavinin bir parçasıdır. Bunun ötesinde sigara ve alkol kullanımının özellikle kalp ve damar sistemine olan olumsuz etkileri hipertansiyon varlığında artacaktır.

Benim tansiyonum asabi. Sinirlenince yükseliyor.

Stres sırasında kan basıncı yüksekliği kısmen doğaldır. Kızgınlık, üzüntü gibi durumlarda kan basıncındaki şiddetli artışlar zaten hipertansiyonu değişik derecelerde var olan hastalarda sıklıkla oluşur. �Asabi hipertansiyon� tıbbi bir tanımlama değildir. Hipertansiyon tedavisinde stresden uzak durulması, stres faktörlerinin bertaraf edilmesi ilaçsız tedavinin önemli bir parçasıdır.

Benim hipertansiyonum var onun için çabuk sinirleniyorum.

Hipertansiyon sinirliliğe yol açmaz. Ancak �A� tipi kişilik olarak tanımlanan, çabuk reaksiyon veren, heyecanlı, duygusal kişilerde hipertansiyon gelişimi sıktır. Yani hipertansiyon ile asabilik arasındaki ilişki neden değil sonuç şeklindedir. Kişiler asabi oldukları için kan basıncı yükselir, hipertansiyon hastası oldukları için asabi olmazlar.

Tansiyonum genelde iyi ama ne zaman doktora gelsem yükseliyor.

�Beyaz önlük� hiperatnsiyonu denen olgu hipertansiyonla ile ilgili bilinenlerin en eskisinden. Bu yüzden kişinin günlük hayatta aldığı kan basıncı ölçümleri hastane ve muayenehane ortamlarında alınan ölçümlerden daha değerlidir.

Hipertansiyon, tüm nüfusun yaklaşık dörtte birini etkileyen ve etkileyecek olan, tedavi edilmediği zaman ölümcül olarak seyredebilen bir rahatsızlıktır.

Hipertansiyon tanısında, niçin oluştuğunu saptamada ve tedavisinde tıp çok önemli başarılar sağlamıştır. Bu yüzden kan basıncınızı aralıklarla ölçün. Normal değerlerin üstündeki rakamlarla karşılaşıyorsanız doktorunuza başvurmakta tereddüt etmeyin. Hipertansiyondan değil ama geç kalmaktan korkun.
kaynak: e-kolay.net

Sonraki sayfa »

eXTReMe Tracker