Sağlık' kategorisi için arşiv

16
Nisan

Diz eklemindeki menisküs yırtıkları

Diz eklemindeki menisküs yırtıkları

Memorial Hastanesi ortopedi ve travmatoloji uzmanı Dr.Şamil Bezirgan menisküs hastalığı ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi verdi.
Günümüzde spor faaliyetleri ve fiziksel form hedefleyen egzersizler rağbet gördükçe diz yaralanmaları da her yaştaki insanlarda gittikçe daha sık görülmektedir. Diz eklemi vücuttaki en büyük eklemdir.

Diz eklemi 3 kemikten oluşmaktadır. Yukarıda uyluk(femur) kırığı aşağıda bacak(tibia) kemiği ve öndeki parça diz kapağı(patella) kemiğidir. Diz eklemi fleksiyon ve ekstansiyona
izin veren menteşe tipi eklem olmasına rağmen,hareket esnasında rotator eklem fonksiyonu da gösterir.

Eklem yüzleri birbirlerine çok uygun olmadığı için eklem yardımcı dokularla güçlendirilmiştir. Bunlar diz eklemi bağları (Ligamentler) ve çukur şeklindeki kıkırdaklar (Menisküsler)dir.

ANATOMİ:

Her dizde iç ve dış olmak üzere iki adet fibrokartilajinöz yapıda bulunan menisküsler
vardır. Menisküsler yarım ay şeklinde, periferik kısımlarının koveks ve kalın içe doğru incelerek seyreder (enlemesine kesitlerde) üçgen biçiminde olup tibia eklem yüzünün 3/2 örtecek şekilde yerleşir.

Menisküsler kompresyona direnç gösterecek biçimde yoğun sıkı örgü şeklinde kollajen lifleri bulunan elastikiyeti olan ve önemli görevleri üstlenmiş yapılardır. Menisküslerin şok abzorbe edici görevi, eklem kıkırdaklarının beslenmesine yardımcı diz stabilitesini sağlar ve yükün daha geniş bir alana dağılmasını ve eklem kıkırdaklarının yüksek basınçtan korunmasını sağlar.

ETYOPATOLOJİ:

Menisküs yırtıkları her yaşta görülebilmektedir. Ancak oluş mekanizmaları farklıdır. Genç insanlarda menisküs dokusu sağlam olduğundan ciddi travmalar sonucu yırtılırlar. Menisküs yırtığına neden olan travma ve zorlamaların kapsül, yan ve çapraz bağlarda yaralanmalara neden olduğu unutulmamalıdır. İleri yaşlarda menisküs dejenerasyondan dolayı zayıflar ve çok basit diz hareketlerinde bile yırtılabilir. İç menisküsün daha geniş kalın olması ve medial yan bağa sıkıca yapışmış olmasından dolayı daha hareketli olan dış menisküse göre 5-7 kat daha sık olarak yaralanır ve yırtılır.

Menisküs yırtıkları yırtık biçimine göre sınıflandırılmıştır;

1-)Uzunlamasına yırtıklar; menisküs kenarına paraleldir, kısmi veya tam olabilir.

2-)Enlemesine yırtıklar;menisküsün superior ve inferior yüzlerinin ayrılması şeklinde olur.

3-)Oblik yırtıklar

4-)Radial (perifere dikey) yırtıklar

5-)Değişik tip yırtıklar(flep şeklinde, kova sapı şeklinde, papağan ibiği şeklinde, karışık veya dejeneratif menisküs yırtıkları)

Menisküste damarlı kısım periferde olduğu için iyileşme ancak bu bölgede olur.Bu nedenle son yıllarda artroskopik cerrahinin gelişmesiyle periferik menisküs yırtıklarının onarımı başvurulan onarım yöntemlerinden biri olmuştur.

KLİNİK BULGU VE BELİRTİLERİ:

Menisküs yırtıklarının büyük çoğunluğunda ağrı, şişlik ve kitlenme gibi üç ana belirti vardır.Ağrı en önemli belirtidir ve sıklıkla yırtık olan menisküs tarafında eklem hizasında olur.Merdivende ve çömelirken ağrı artar kitlenme yırtık olan menisküs parçasının eklem aralığına sıkışması ile olur ve bükülen diz uzun süre açılamaz.

Menisküs yırtığı olan dizde sıklıkla sıvı birikmesi de olur.Hasta bunu dizinde şişme ve dolgunluk hissi olarak algılar.Duyarlılık eklem aralığı boyunca bulunabilir, bu menisküsün periferik yapışma yerlerindeki yırtılma veya zorlanmaları gösterir.

TANI:

Tanıya anamnez, fizik muayene, menisküse yönelik özel testler, radyo-diagnostik yöntemler ve artroskopiyle ulaşır hastanın hikayesi yaralanmanın oluş şekli ve zamanı,travmanın şiddeti, şikayetleri, muayene bulguları ve özel testler (mcmurray,Apley testleri) ile menisküs yırtığından şüphelenilebilir. Düz röntgen grafilerinde menisküsler görülmez ancak dizdeki başka anormallikleri görme açısından çekilmesi önerilir. En iyi tanı aracı manyetik rezonanstır(MRI) Menisküs yırtıklarını yüzde 80-93 arasında gösterir,ayrıca beraberinde diğer eklem yapılarıda görülür. Eğer bunlarla tanı konulamazsa artroskopi ile dizin içine bakılarak tanı kesin olarak konulabilir.

TEDAVİ:

Konservatif tedavi: Akut bir diz travmasını takiben,dizdeki patolojilerin tanısı konulana kadar ki ilk tedavi kanservatif olmalıdır.Öncelikle ekstremite yükten arındırılarak,istirahata alınır.

Semptomik tedavi medikal olarak anti enflamatuvar ve analjezik ilaçlarla sağlanır. Akut belirtilerin azalmasından sonra diz eklemi dikkatlice muayene edilir ve bulgulara göre tedavisinin gidişi saptanır. İlk tedavi yaralanmanın şiddetine bağlı olarak ortalama 10 ila 20 gün sürdürülür. Bu süre sonrasında yük verilir. Bundan sonraki aşamada dizde lokalize palpasyon ağrısı devam ediyor ancak bağ sistemi sağlamsa kitlenme ve hidroartroz yoksa konservatif tedaviye devam edilir. Dize elastik bandaj veya dizlik sarılır. Hastanın sportif aktivitelerine ara vermesi söylenir ve progressif quadriceps egzersizlerine devam edilerek hasta izlenir.

Cerrahi Tedavi:

1-) İlk tedaviyi takiben tekrarlayıcı ağrı ve süregeren effüzyonlar ve de kilitlenme gibi septomlar günlük veya sportif yaşamı engellemeye başladığı anda menisküse yönelik cerrahi tedavide maximum menisküslerin korunmasını hedefleyen menisküslerin cerrahi olarak çıkarılması yani menisektomiler, menisküsün bütünü çıkarılmasını içeren total menisektomiler veya yanlız yırtık parçanın çıkarılmasını içeren parsiyel menisektomiler şeklinde yapılır.

2-) Pereferik yırtıklarda yırtığın dikişlerle tespit edilerek menisküs tamirleri menisküs tedavilerindeki son aşama menisküs transplantasyonlarıdır. Daha önce menisküsü alınmış hastalarda gelecekte karşılaşılacak dejeneratif değişiklikleri önlemek ve diz stabilitesine olan katkılarına tekrar kazanabilmek için alternatif bir yöntemdir. Son yıllarda giderek uygulama alanı bulan transplantasyonda ilke, kadavradan alınan menisküs dokusunun transplante edildiği yeni dizde de canlılığını sürdürmektedir.

ARTROSKOPİ:

Tüm dünyada büyük eklem yaralanmalarının tanı ve tedavilerinde çok sık kullanılan bir yöntemdir. Hastaya zarar vermeyen minor cerrahi bir işlemdir. Artroskopi teknik olarak çok
küçük ameliyat kesileri yardımıyla eklem içerisine yerleştirilen kurşun kalemden daha ince aletler ile ve fiberoptik kamera yardımıyla monitör ekranından eklem içerisinin net bir şekilde görüntülenmesi esasına dayanır. Eklemin sağlamlığını temin eden yapılara bir zarar verilmediğinden hastalarımız artroskopi sonrası çok kısa sürede eski işlerine ve aktivitelerine dönebilmektedir.

Ameliyat sonu cilde dikiş atılmaz. Hastaların büyük çoğunluğu aynı gün içinde taburcu edilebilmektedir.

16
Nisan

Çocukların sanal hastalıkları var

Çocukların sanal hastalıkları var

Çocukların �Hastayım� demesi, annelerin içini titretmeye yeter. Küçük yaramazlar da bunu bildikleri çin bazen küçük yalanlar söylemekten geri kalmazlar. Özellikle �karın ağrısı� en çok kullandıkları �sanal hastalıklar�ın başında gelir.
Kilo eriten nedenler

Bahar ayları kadınların diyet uygulamaya merak sardıkları dönemdir.

Kışın aldıkları fazla kilolardan kısa sürede kurtulmanın çarelerini ararlar. Ama hiç diyet uygulamadan kilo verenler de var. Durup dururken kilo vermenizin belli başlı nedenlerini sıralayalım:

1- Normal besleniyorsunuz ama çok fazla terliyorsunuz ve elleriniz titriyor. Bu belirtiler, tiroid bezlerinin aşırı hızlı çalıştıklarını gösterir.

2- Çok fazla susuyorsunuz ve çok sık tuvalete gidiyorsunuz. Bazen gözleriniz de bulanık görüyor. Hemen bir diyabet kontrolü yaptırın.

3- Sürekli ishal ya da kabız olmaktan mı yakınıyorsunuz? Ya da iki sorunu da peş peşe yaşıyor musunuz? Karın bölgesinde ağrılardan yakınıyor musunuz? Bu durumda sindirim sisteminde bir sorun olduğu anlaşılır. Zaman kaybetmeden doktora başvurmalısınız.

4- Sürekli sıkıntıdan yakınıyorsanız, uyumakta zorlanıyorsanız ve de hayatı artık çekilmez bulmaya başladıysanız, sorun depresyondan kaynaklanabilir.

Kafein belki de dostunuzdur

Her fırsatta kafeinli içeceklerin zararlarından söz ediliyor. Ama haksızlık yapmayalım. Bazı durumlarda kafeinli içecekler imdadınıza yetişir, sizi sorunlardan korurlar. Kafeinli içeceklerin yararlarını kısaca şöyle sıralayabiliriz:

Kafein, astım krizlerini en aza indirir, kafeinli içecekler solunum yolları kanallarındaki kasları yumuşatarak astım hastasının nefes alması kolaylaştırır. Yapılan araştırmalar sonucunda, günde üç fincan kahve içen astım hastalarında krizlerin, kahve içmeyenlere oranla çok daha seyrek görüldüğü belirtildi.

Kafein, vücuttaki yağların yakılmasını kolaylaştırır, ayrıca vücut egzersizlerine başlamadan önce kahve içmek metabolizmanızı hızlandırır.

10 yıl süren bir çalışma sonunda, kafeinin safra kesesinde taş oluşma riskini azalttığı da anlaşıldı.

Doktor gözüyle saç dökülmesi

Her gün saçlarınızı tararken tarağa ya da fırçanıza bir tutam saçın takılması, elbette canınızı sıkar. Saçlarınızın dökülmesini önlemek için ne yapacağınızı şaşırırsınız. Saç dökülmesinin doktor gözüyle belli başlı nedenleri şunlar:

Doğum yapmak ve doğum kontrol haplarını kullanmayı bırakmak gibi nedenlerden ötürü saç dökülmesi oluyorsa bu durum geçicidir. Altı ay sonra durum normale döner.

Kendinizi yorgun hissediyorsanız, kolay üşüyorsanız, kilo almaya başlamışsanız, kuru ve sert bir deriye sahipseniz de tiroid bezinin hormon salgılamasındaki yavaşlaması yüzünden saçlarınız dökülebilir.

Ayrıca başınız sürekli kaşınıyorsa, bu kepeklenmenin habercisidir. Kepekli saçlar çabuk dökülür. Bir cilt uzmanına görünmeniz yararlı olur.

Bahar yorgunluğu olmayabilir

Siz üzerinizdeki bitkinliği �bahar yorgunluğu� deyip, geçiştirebilirsiniz. Ama ya yaşadığınız �Miyasteni� adıyla bilinen bir başka sorunsa? Genellikle öğleden sonraları kaslarınızda güç azalması başlar. Öyle ki, akşama doğru kolunuzu kıpırdatmaya gücünüz olmaz. Omuzlar, kalçalar, boyun, sırt ve yüz kaslarının gücü azalır ve siz de bunlara bağlı hareketleri yapmakta zorlanırsınız. Neden kendinizi bu derece yorgun hissettiğinize gelince:

Vücudun bağışıklık sistemi vücuttaki kas-sinir bağlantılarına saldırır. Bu hastalık genellikle genç kadınlarda görülüyor. Adet günleri öncesinde ve hamilelikte, hastalık şiddetini artırır. Doktorun vereceği ilaçlarla hastalık büyük ölçüde geçiştirilebilir. Göğüs kemiğinin arkasındaki Timus bezesinin ameliyatla alınması sonucu tedavi tamamlanır. Ama her hasta için ameliyat gerekli olmayabilir. Siz siz olun, kendinizi yorgun ve bitkin hissettiğiniz zamanlar, �Uyursam kendimi toplarım� diyerek sağlığınızı tehlikeye atmayın.

Anne, karnım ağrıyor

Çocukların karın ağrısı şikayetleri hiç bitmez. Küçük afacanın eliyle karnını bastırıp yakınması, anneleri üzer. Çocuğun yediği yemeklerden etkilendiği düşünülür. Oysa pediatri uzmanları, sık sık tekrarlanan karın ağrısı şikayetlerinin altında psikolojik nedenlerin yatabileceğini belirtiyorlar.

Kronik karın ağrısı çeken çocuklarda psikolojik bazı sorunların varolması da mümkün. Eğer karnının neresinin ağrıdığını göstermekte zorlanıyorsa, ayrıca oyun oynarken karın ağrısını unutuyorsa ve çocukta başka bir hastalık belirtisi yoksa, karın ağrısının sanal olduğunu söyleyebiliriz.

Çocuğunuzun şikayetlerini iyi değerlendirmeye ve belirtileri dikkatle izlemeye özen gösterin. Onlar işlerine gelmeyen bir durumla karşılaşınca, hemen hastalık bahanesinden yararlanırlar. Tıpkı yetişkinlerin başağrısı bahanesi gibi…

16
Nisan

Kokular hasta ediyor

Kokular hasta ediyor

Koku veren maddeler, sadece parfümde değil, temizlik ürünlerinde de, yiyecek içecekte de karşımıza çıkıyor. Üstelik bu maddeler, boğaz tahrişinden depresyona kadar birçok hastalığı da, beraberinde getiriyor.
Ev temizlik ürünlerinden parfüme, plastikten ilaçlara, yiyecek ve içeceklere kadar pek çok üründe bulunan beş binin üzerindeki koku verici madde, göz, burun ve boğaz tahrişinden solunum ve merkezi sinir sistemi depresyonuna, kas kasılma bozukluklarından baş ağrısı, kusma, baş dönmesi ve depresyona kadar birçok hastalığa neden oluyor.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, kokuların kimyasal formüllerinin �ticari sır� kapsamına girdiği için çoğunlukla ürünlerin üzerinde yer almadığını söyleyerek, uyarıyor:

�Kokular vücudumuza solunum, ağız veya deri yoluyla girerek başta akciğerlerimiz olmak üzere deri, burun, göz ve beynimizi etkiler. Kokuların çoğu solunum sistemi için tahriş edici özelliği olan uçucu organik bileşiklerdir. Astımlı hastalarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına neden olur. Araştırmalar, kokuların kalp, dolaşım ve beynin elektrik aktivitesi üzerine de etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Kokuların en çok etkilediği organ ise derimiz. Kaşıntı, kabartı, egzama bunların başlıcaları. Kokular gözlerde sulanma, kaşıntı ve kızarmalara yol açabilir.�

Kokular nerede bulunur ne yapar?

Aseton: Hafif baş dönmesi, bulantı, koordinasyon bozukluğu gibi belirtilere yol açar.

Alpha-Pinene: Sıvı sabun, kolonya, parfüm, deodorant ve ağız yıkama sularında bulunur. Deri ve gözü tahriş eder.

Alpha-Terpineol: Parfüm, kolonya, ağartıcılar, vazelin losyonlar, saç spreyleri, sabun, tıraş losyonlarında bulunur. Baş ağrısı, solunum ve merkezi sinir sistemi depresyonu yapar.

Benzyl acetate: Parfüm, yumuşatıcı, oda spreyleri, diş yıkama sıvıları, saç spreyinde bulunur. Deriyi gözleri ve solunum yollarını tahriş eder.

Benzyl Alcohol: Parfüm, kolonya, sabun, oje çıkarıcı, oda spreyleri, deterjan ve deodorantlarda bulunur. Üst solunum yollarını tahriş eder.

Benzaldehyde: Ağartıcılar, deodorant, deterjanlar, tıraş sabunu gibi ürünlerde bulunur. Bulantı, karın ağrısı, depresyon ve temas dermatiti yapabilir.

Camphor: Parfüm, tıraş sabunu, tırnak cilaları, oda spreylerinde vardır. Buharının solunması baş dönmesi, bulantı, kas seğirmesine yol açabilir.

Ethanol: Parfüm, saç spreyi, şampuan, diş yıkama sıvıları, çamaşır deterjanları ve ojelerde bulunur. Yorgunluk ve üst solunum yolları tahrişine neden olabilir.

Ethyl Acetate: Tıraş losyonları, kolonya, parfüm, şampuan, tırnak boyaları, diş yıkama sıvılarında bulunur. Göz, damak ve solunum sistemi için tahriş edicidir. Uzun süre kullanıldığında deride kuruma ve çatlamalara yol açabilir.

G-Terpinene: Kolonya, parfüm, sabun, tıraş kremi, deodorant ve oda spreylerinde bulunur. Astıma neden olur.

Limonene: Parfüm, kolonya, dezenfektan spreyler, tıraş kremi, deodorant, tırnak boyası ve oje çıkarıcılarda bulunur. Göz ve burun boğazda tahrişlere ve deride alerjiye yol açabilir.

Linalool: Parfüm, kolonya, sabun, şampuan, el losyonu, oje çıkarıcı, saç spreyi, tıraş sabunu ve yumuşatıcılarda bulunur. Uyku, depresyon ve solunum problemlerine neden olur.

16
Nisan

Uzun yaşamın 10 yolu

Uzun yaşamın 10 yolu

ABD’de California Üniversitesi’ne göre uzun yaşamak için iyimserlik yetmiyor başka koşullar var.
Ömre ömür katan tavsiyeler

İyimser olun, evlenin, hayvan besleyin, stres ve sigaradan uzak durun gibi 10 maddelik liste birçoğumuzun yabancısı değil. Ancak Amerikalı bilimadamları uykunun azı olduğu gibi fazlasının da zararlı olduğunu iddia ediyor.

Uzun bir yaşam mı istiyorsunuz? O zaman işe düşünce biçiminizi değiştirmekle başlayın. Çünkü Amerika’daki Mayo Clinic uzmanları optimist yani iyimser düşünmenin erken ölüm riskini yüzde 50 azalttığını söylüyor. Amerika’daki California Üniversitesi’nin yaptığı bir başka araştırmada ise iyimser düşünmenin yanı sıra sosyal ilişki, fiziksel aktivite, eğitim ve maddi durumun da yaşam süresini uzatan önemli birer faktör olduğunu gözler önüne serdi. “100 yıl yaşamak hayal değil” diyen uzmanlara göre uzun bir hayatın sırrı 10 adımda gizli. İşte yapmanız gerekenler:

1. Optimist olun: Optimist (iyimser) olmak yaşamın yüzde elli uzamasına neden oluyor. Pesimistler ise stresin yol açtığı yüksek tansiyon gibi hastalıklar yüzünden hayata daha erken veda etmek zorunda kalıyor.

2.Çok fazla uyumayın: Uzun uykuları seviyorsanız bundan hemen vazgeçin. Çünkü araştırmalarda çok fazla uykunun ömrü kısalttığı ortaya çıktı. Ancak az uyumaktan da kaçınmalısınız. Eğer dört saatten az uyuyorsanız yine erken ölüm riskiniz fazla demektir. Uzmanlara göre en ideal uyku saati6 ya da 7 saat olmalı.

3. Sigarayı bırakın: Artık sigaranın sağlık için zararlı olduğunu çocuklar bile biliyor. Fakat halen milyonlarca kişi bu konuda vurdumduymaz davranmaya devam ediyor. Sigara içenlerin kansere yakalanma riskinin içmeyenlere oranla iki kat daha fazla olduğu unutulmamalı.

4. Bol bol seks yapın: Düzenli bir seks hayatı olan insanlar daha sağlıklı ve daha az stresli oluyor. Haftada beşten çok seks yapan erkeklerde prostat kanseri, kadınlarda meme kanseri riski azalıyor. Migren ağrılarını yok etmeye yardımcı oluyor. Daha genç gösteriyor. Depresyona iyi geliyor. Kalp krizi riski yarı yarıya azalıyor. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olarak hastalıklara karşı vücudun direncini arttırıyor.

5. Hayvan sahibi olun: Araştırmalarda hayvan sahibi olanların olmayanlara oranla yüzde 12 daha uzun bir hayata sahip olduğu ortaya çıktı. Özellikle de köpek sahibi olanlar. Hayvanlar insanların mutsuzluğunu azaltıyor. Ayrıca kendini yalnız hissetmemesini de sağlıyor.

6. Düzenli kontrole gidin: Düzenli kontrol hastalıkların erken teşhisi anlamınageliyor. Uzmanlar sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.

7. Zengin olmak: Zengin olanlar fakirlere göre daha uzun yaşıyor. Çünkü daha sağlıklı koşullarda yaşıyorlar ve daha iyi besleniyorlar. Aynı zamanda daha iyi şartlarda tedavi olma imkanına sahip oluyorlar.

8. Stresten uzak bir hayat: Çok stresli bir hayata sahip olanların 55 yaşına geldiğinde kalp krizi geçirme riski daha az stresli bir hayat sürenlerle kıyaslandığında 6 kat daha fazla. Bu yüzden hayatınızdan stresi çıkarın.

9.Antioksidan değeri yüksek besinler: Ispanak, domates, brokoli gibi kanser riskini azaltan sebze ve meyvelerle beslenin.

10. Evlenin: Evlenin ancak evlenirken büyükannesi ya da büyükbabası halen hayatta olan kişileri kendinize eş olarak seçmeye özen gösterin. Çünkü uzun bir yaşamda genler de çok büyük rol oynuyor. Bu belki size yardımcı olmayabilir. Ancak çocuklarınızın daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Öte yandan evli erkeklerin yalnız yaşayanlara oranla daha uzun yaşadıkları da ortaya çıkmıştı.

16
Nisan

Osteoporoz nedir?

Osteoporoz nedir?

Memorial Hastanesi Nükleer Tıp Tanı ve Tedavi Bölümü hekimi Uzm.Dr.Pelin Demirkale kemik erimesi ile ilgili şu bilgileri verdi.
Osteoporoz kelimesi; Yunanca osteon/kemik ve poros/küçük delik kelimelerinden kaynaklanır ve bu hastalıkta kemik dokusunda meydana gelen değişiklikleri oldukça iyi tanımlar.

Normal kemiğin yapısında da delikler bulunur ancak, osteoporozda bu delikler genişleyerek kemiğin süngerimsi bir hal almasına ve direncinin azalmasına neden olur. Kemik kitlesinin azalması ise kırık riskini arttırır.

Osteoporozun tanısı

Günümüzde osteoporoz düşük kemik yoğunluğu ve kemik yapısında bozulmayla karakterize ve kemiğin kırılmaya eğiliminin artıran sistemik bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Tanısı, kemik mineral yoğunluğunun kantitatif ölçümü ile konulmaktadır. Kemik dansitometresi adı verilen bu teknik son derece kolay, ekonomik ve hasta için zahmetsizdir. Kemik kitlesi hakkında doğru ve kesin sonuç verir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) osteoporoz tanısı ve kırık riskinin belirlenmesi ile ilgili kriterler belirlemiştir. Bu kriterler, kemik mineral yoğunluğu ölçülen kişilerden elde edilen değerlerin, 25 yaşındaki genç bir kadının ölçümleri ile karşılaştırılmasını esas alır.

Kemik mineral yoğunluğu ölçümü

Kemik mineral yoğunluğu ölçümü, en çok menopoz sonrasındaki kadın hastalarda gerek duyulan bir inceleme yöntemidir. Kemik dansitometresi belirli bir yaşın üzerindeki kadın hastalarda, check-up incelemeleri içinde yer alır. Ayrıca, cerrahi sonrası (yumurtalık ve rahmin alınması) menopoz, erken menopoz (45 yaşından genç), ilaç tedavisi (steroid) ile meydana gelmiş osteoporoz, hareketsizliğe bağlı gelişmiş osteoporoz, sebebi bilinmeyen (idiopatik) osteoporoz, tirotoksikoz, hiperparatiroidizm ve bazı endokrin hastalıklar, menopoz sonrası hastalarda takip, erkeklerde hipogonadizm ve 60 yaşından sonra sebebi bilinmeyen sırt ağrıları gibi birçok durumda da yardımına başvurulan bir yöntemdir.

Kemik yapımı ve çevresel faktörler

Yaşam şekli ile ilgili olarak kemik yapısına etki eden bazı önemli faktörler de bulunmaktadır. Fiziksel aktivite ve doğru beslenme bu çevresel faktörlerin en önemlileridir. Kemik yapımının hızlı olduğu yıllarda yetersiz aktivite ve beslenme, kemiklerin normale göre daha az yoğun olmasına neden olur. Bu yıllarda sigara içmek de kötü etki eden bir faktördür. Ergenlik döneminde geçirilen ve uzun yatak istirahati gerektiren ciddi bir hastalık, normal düzeyde kemik yoğunluğu kazanılmasını önleyebilir. Hatırlanmalıdır ki, hayatın ilk 20-25 yılında ulaşılan kemik yoğunluğu ne kadar iyi ise, daha sonraki yıllarda gelişecek olan osteoporoz o kadar az şiddetli olur.

Normal kemik yapımı

Kemik yapımı fetus ve bebeklerde oldukça hızlıdır. Çocukluk döneminde kızlarda 11, erkeklerde 12-13 yaşına kadar kemik yapımında yavaşlama görülür. Ergenlik döneminde tekrar hızlı bir yapım süreci başlar ve 18 yaşına gelindiğinde bir yetişkinin ulaşması gereken kemik yoğunluğuna büyük ölçüde ulaşılmış olunur. 25 yaşına doğru ise sadece küçük bir miktar artış olabilir.

Hayatın ilk 20 yılında kemik yapımını sağlayan başlıca hormonlar büyüme hormonu ve bazı minor hormonlar ile kadınlarda estrojenler, erkeklerde testosterondur.

Fiziksel aktivitenin önemi

Egzersizin pozitif etkisi en çok; fiziksel aktivitesi daha önce az olan bir yetişkinde hissedilir. Yürüyüş ya da hafif koşu, doktorların en çok önerdiği egzersizlerdir. Ağırlık kaldırma da kalça kırıklarının önlenmesinde fayda sağlayabilir. Bazı çalışmalar, egzersize ara verildiğinde kemik kitlesinin azaldığını göstermiştir. Bu nedenle egzersizin sürekli olmasına çalışılmalıdır. Bir egzersiz programına katılmadan önce doktorunuza danışmanız uygun olacaktır.

Menopozun kemik kitlesine olan etkileri

Menopoz sonrasında overler estrojen sentezleyemediği için, kemik kaybında hızlanma meydana gelir. Estrojen tedavisinin kemik kitlesini koruduğu ve osteoporoza bağlı kırıkları önlediği iyi bilinmektedir. Menopozun ileri dönemlerinde (60 yaşından sonra) kalsiyum alımına da dikkat edilmelidir.

1992�de yapılan bir çalışmada, kalça kırıklarının, kalsiyum alan yaşlı kadınlarda almayanlara oranla yüzde 30 daha az olduğu görülmüştür. Bu gruptaki kişilerin üç yıl sonraki takiplerinde de kalsiyum alanların kırık oranı hala yüzde 15 daha azdır.

Osteoporozun önlenmesi

Kırık riskini sıfıra indirmeyi garanti edebilecek bir tedavi yöntemi yoktur. Ancak, osteoporozun önlenmesi genel olarak hayat tarzındaki tercihlerle ilişkilidir. Düzenli ve yeterli düzeydeki egzersiz programları bütün yaşlarda çok faydalıdır. Büyüme çağında ve 60 yaşından sonra diyetteki kalsiyum miktarına önem verilmelidir. Menopoz yaşındaki kadınlarda estrojen tedavisi, kemik kitlesini koruyan ve gelecekteki kırıkları önleyen en önemli yoldur.

Kemik dansitometresi tekniğiyle kolay, ekonomik ve zahmetsizce kemik yoğunluğunuzu ölçtürebilir, sağlığınızdan emin olabilirsiniz.

« Önceki sayfaSonraki sayfa »

eXTReMe Tracker