Sağlık' kategorisi için arşiv

16
Nisan

Glokom nedir?

Glokom nedir?

Memorial Hastanesi Göz Hastalıkları Departmanı�ndan Op.Dr. Olcay YALÇIN, Glokom(Göz Tansiyonu) ile ilgili bilgi verirken bu hususta önemli noktaların altını çiziyor.
Ortak karakteri görme sinir kafasında ilerleyici tahribat yapan ve bu nedenle kör edici potansiyeli olan, genellikle göziçi basıncı yüksekliğiyle seyreden bir grup göz hastalığı glokom olarak anılır. Glokomun çeşitli tiplerinin oluşum şekli, klinik görünümü ve tedavisi birbirinden çok farklıdır. Glokom bazen yıllarca sessiz sedasız gözü körlüğe götürebilen sinsi, bazen de şiddetli ağrı, kusma, kızarıklık ve görme azalması tablosu yaratabilen acil bir hastalık olarak karşımıza çıkabilir. Göz içi basıncı genellikle yüksek olmakla birlikte, normal göziçi basınçlı tipi de vardır.

Glokomda
�Göziçi basıncı
�Optik sinir başı hasarı
�Görme alanı kayıpları
�Drenaj açıları incelenir ve takip edilir.

Göz içi basıncı artışı

Gözün içinde kornea arka yüzü ile lens ön yüzü arasındaki boşluğu dolduran hümör aköz denilen bir sıvı vardır. Bu sıvı silier cisimden sürekli olarak salgılanır, vücudun damarsız yegane yapıları olan lens ve korneanın beslenmesini ve metabolizmasını sağlar ve irisin önündeki drenaj açısından, trabekulum denilen bölgeden göz dışına çıkarak tekrar kan akımına karışır. Hümör aközun salgılanması ve boşaltılası hep dengededir ve gözde gün boyu hafif değişkenlikler gösteren bir basınç sağlar. Hümör aközün salgılanamaması gözü söndürür, gözü terkedememesi ise patlayacakmış gibi bir basınçla glokom krizine yol açar. Normal göz içi basıncı 6-21 mmHg değerleri arası kabul edilir. Bu basınç gün boyu değişkenlik gösterir. Güniçinde 5 mmHg lık basınç farkı glokom şüphesi uyandırır. Herkesin gözünün göziçi basıncına dayanıklığı farklılık gösterebilir. Bazı gözlerde normal sayılan değerler bile glokom hasarı yapabilirken (normal tansiyonlu glokom), bazı kişilerde ise yüksek sayılan (22-26mmHg) göz içi basıncı göze hiç zarar vermeyebilir (oküler hipertansiyon). Eğer optik sinir başında veya görme alanında glokoma ait hasarlar tespit edilirse veya drenaj açısı yapısında glokoma özgü değişiklikler tespit edilirse glokom teşhisi konur.

Glokom tipleri

Yaşa göre sınıflama
�Konjenital ( 0 yaş),
�İnfantil (0-2 yaş),
�Juvenil(2-34 yaş ) ve
�Erişkin (+35 yaş)

Mekanizmaya göre sınıflama
�Gelişimsel(Konjenital, infantil, ve juvenil)
�Açık açılı
�Kapalı açılı
�Karışık tip

Drenaj açısı anatomik olarak açıksa ve trabeküler ağın önünde bir engel yoksa açık açılı, eğer bu açı iris ya da başka dokularca kapanmışsa kapalı açılı glokomdan bahsedilir. Gelişimsel tipte açı elemanlarının anatomik bozuklukları ön plana çıkar.

Konjenital ve infantil glokomlar 1/10.000 doğumda görülür. Glokomlu bebeklerde göziçi basıncı yükselince kornea saydamlığını yitirip buğulanır, göz yaşarmaya başlar. Anne babanın ilk ilgisini çeken bulgular bunlardır. 3 yaşından önce göz içi basıncı artmış ve bu durum farkedilmemişse göz büyümeye başlar. Bu durum tek taraflıysa rahatça tanınır, çift taraflıysa tanı gecikebilir.

Bu tip glokomlarda tedavi hemen her zaman cerrahidir. Cerrahide teknikler goniotomi, ve kombine trabekulotomi ve trabekulektomidir. Doğumsal yapısal problemler nedeniyle ameliyatların tekrarına ve çok yakın takiplere ihtiyaç duyulabilir.

Açık açılı glokomlar

Yüksek basınçlı, normal basınçlı ve ikincil tipleri vardır.

En sık görülen tipi yüksek göz içi basınçlı olanıdır. Yaklaşık 1/100 oranında görülür ve hastaların yarısından çoğu durumunun farkında değildir. Tedavisiz kalırsa yıllar içinde sinsi bir şekilde kör edici özellik taşır
Trabekuler ağın kanallarının �kireçlenmesi� üzerine hümör aköz gözü terketmekte zorlanmaya başlar ve böylece göz içindeki basınç artmaya başlar. Artan bu basınç retinanın sinir liflerini mekanik etkiyle tahrip etmeye başlar. Sinir lifi tahribatı en iyi görme alanı incelemeleriyle takip edilir. Bu tahribatlar belli bir seviyeye ulaştığında görme siniri kafasında çökmeye sebep olurlar. Çökme miktarı ile hasar doğru orantılıdır. Tedavi edilmemiş kontrolsüz glokom tüm optik sinir kafasının çökmesine neden olarak görmeyi sona erdirir. Ailede glokom,miyopluk, diabet ve hipertansiyon bu tip glokoma risk faktörü olarak anılırlar.

Normal göz içi basınçlı açık açılı glokomda tüm diğer glokomların aksine göziçi basıncı evrensel normal değer olarak kabul edilen sınırlar içindedir, göziçi basıncı 22 mmHg yı aşmaz. Bu gözlerin optik sinir başının dolaşım yetmezliği nedeniyle narinleşmesi normal sayılan göziçi basınçlarına dahi dayanamamasına sebep olur. Göz içi basıncı normalken optik sinir kafası çukurlaşır ve görme alanı defektleri oluşur. Migren ve Reynaud fenomeni (soğukta parmakları çok üşüyüp moraranlar) gibi vazospastik durumlar, antihipertansif tedavi kullanıp tansiyonu gece çok düşen kişiler normal tansiyonlu glokom için risk faktörü taşırlar. Asya ırkında bu tip glokom daha sık gözlenir.Özellikle yaşlılıkta sıktır.

Kortizon kullanımı, travma, inflamasyon ve bazı özel göz durumları da ikincil etkiyle açık açılı gloma neden olabilir.

Açık açılı glokomda amaç göz içi basıncını azaltarak sinir lifleri tahribatını engellemektir.. Glokom ilaçlarının bazıları hümör aközün yapımını azaltırken bazıları da hümör aközün gözü terketmesini kolaylaştırırlar. Tedavinin etkinliği görme alanı tetkikleri ve optik sinir başı çukurluğunun takibi ile gözlenir. Tıbbi tedaviye görme alanında tahribat durduruldukça devam edilir. Bunun için gerekirse 2li veya 3lü ilaç kombinasyonları kullanılır. Tedaviye rağmen görme alanı hasarı artıyorsa cerrahi müdahale yapılır. Ayrıca doktor takip güçlüğü olan, ilaç kullanımında veya kontrole gelişte ihmalkar davranan kişilerde erkenden glokom ameliyatı yapmak gereğini duyabilir.Ameliyattan sonrada görme alanı takibi çok önemlidir. Ameliyattan sonra da ilaç kullanmak veya mükerrer ameliyatlar gerekebilir.

Açık açılı glokomda kullanılan ameliyat yöntemleri trabekulektomi ve viskokanalostomidir.

Her iki yöntemde de amaç hümör aközkün gözü rahatça terk etmesini sağlayacak bir kanal açılmasıdır.

Glokomda trabeküler ağa argon laser uygulanması da glokom tedavi seçenekleri içindedir. Bu uygulama göz basıncını %30 kadar azaltabilmekte, fakat etkisi 5 yıl içinde çok azalmaktadır. Bu yüzden laser ancak 26 mmHg ya kadar ki basınçlılarda, ilaç tedavisine uymayan fakat ameliyat da edilemeyen hastalarda vakit kazanmak istendiğinde daha uygun bir seçenektir.

Açı Kapanması Glokomu (Glokom krizi)

Daha çok drenaj açısı dar veya kapanmaya meyilli göz yapılı kişilerde gözlenir. Trabekuler drenaj normaldir. Gözbebeği genişleyip irisin drenaj açısının üstünü örtüp tıkaması hümör aközün göz içinde sıkışmasına sebep olur. Göz içi basıncı 50mmHg nın üstüne çıkar. Böylece kornea ödemlenir, görme bozulur ve renkli halkalar görülür. Bu seviyelerdeki göziçi basıncı gözbebeğini felç eder. Göz aşırı duyarlı ve ağrılı olur. Göz ağrısı kusmaya neden olabilicek kadar şiddetlidir. Bu durum glokom krizidir. Kriz nadiren kendi kendine çözülebilse de çoğunlukla tıbbi müdahale gerektirir. Bu durum gizli, subakut, akut şekillerde karşımıza çıkabilir. Atak geçtikten veya tedavi edildikten sonra kronik hal alabilir, hatta kontrolsüz kalınırsa göz tümüyle de kaybedilebilir.

Genellikle drenaj açısı dar kişiler doktorları tarafından böyle bir kriz için uyarılırlar. Gözde ağrı gözün sertleşmesiyle birlikteyse hemen doktora başvurulmalıdır. Kişinin kendi göz tansiyonunu parmağıyla kontrolü mümkündür.

Glokom krizinde Diazomid ve Mannitolile acil tıbbi tedaviye başlanır, göz bebekleri küçültülür. Kriz bunlara rağmen çözülmüyorsa bir cerrahi müdahaleye gerek duyulabilir. Kriz çözülünce YAG laser ile iris delinerek yeni pasaj sağlanır. Bu da yetersizse glokom cerrahisi uygulanır.

Glokom krizi ortalama 60 yaşlarında, kadınlarda 4 kez daha fazla, ve anatomik özelliği nedeniyle aile öykülülerde daha fazla gözlenir.
Bunun yanında diabet, göz damar tıkanıklıkları, üveit, komplikasyonlu katarakt ameliyatları, ve çok çeşitli durumlar ikincil olarak açı kapanması glokomuna sebep olurlar.

Bazen de açık açılı glokomla açı kapanması glokomu birlikte seyrederler.

Oküler hipertansiyon

Göziçi basıncı 22mmHg ve üstü olup görme sinir liflerinde herhangi bir glokom hasarı saptanmamış ise bu durum glokom olarak kabul edilmez. Oküler hipertansiyon olarak adlandırılan bu durumda tedaviye gerek duyulmaz. Göz içi basıncı yüksek seyrettikçe uygun aralarla görme alanı tetkikleri yapılır. Görme sinir liflerinin sağlıklı olduğu belgelendiği sürece hasta tedavisiz takip edilir.

Önemli noktalar

�Glokom körlükle sonlanabilecek sinsi bir hastalık olarak karşımıza çıkabilir.
�Glokom teşhisini ancak muayene ile göz doktoru koyar, bu yüzden 2 yılda bir göz muayenesi gereklidir.
�Ailede glokom olanlar daha fazla risk altındadırlar ve her yıl muayene olmaları gereklidir.
� Glokom ilerleyici bir hastalık olduğundan tedavi ve doktor kontrolünü aksatmamak önem taşır.
�Gözü büyüyen, yaşaran veya saydamlığı bozulan çocukların doğumsal glokom şüphesiyle göz muayenesinden geçirilmesi gereklidir.

16
Nisan

Menopozda kilo almamak için tüyolar

Menopozda kilo almamak için tüyolar

Menopoz, doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu dönemdir. Bütün kadınlar bu özel dönemi yaşar.
Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte, genellikle menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Organizmada değişiklikler gözlenir ve bunların başında hormonsal değişiklikler gelmektedir. Bu dönemde tıbbi tedaviyle birlikte sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivite çok önem kazanmaktadır. Menopoz sonrası kadınlardaki en büyük sorun ağırlık kazanımının hızlı bir şekilde olmasıdır. Kimi kadınlar yemek yemekten bağımsız olarak yağlandıklarını hissederler. Bu normal fizyolojinin getirdiği bir yağlanmadır. Daha önce kilo sorunu olmayan kadınlarda da şişmanlık gelişebilmektedir. Östrojen düzeyindeki azalma besin alımını etkiler ve bazal metabolik hızda azalmaya neden olur. Kadınlarda fiziksel aktivite düzeyindeki azalma da bu ağırlık kazanımının daha hızlanmasını sağlamaktadır. Yaşamın bu döneminde düzenli fiziksel aktivite önceliklidir. İdeal ağırlığın sürdürülmesi, kalp ve kemik sağlığı için önemlidir. Diyabet, kalp-damar hastalıkları ve kanserden korunmayı sağlar. Bu nedenle menopozdaki kadınların haftada 4-5 kere 45- 60 dakika düzenli olarak yürüyüş veya sevdikleri spor aktivitelerini yapmaları gerekmektedir.

Meme kanserine dikkat

Şişman menopozal kadınlarda, ağırlık kaybı programları planlanırken kemik mineral yoğunluğu ve osteoporoz riski düşünülerek diyetin süresine, şekline ve fiziksel aktivitenin yoğunluğuna dikkat edilmesi gereklidir. Şişmanlık ve östrojen düzeyindeki azalma, kan yağ düzeylerini olumsuz etkilemektedir. Kötü huylu (LDL) kolesterolünde ve trigliserit denilen kan yağı düzeyinde artma iyi huylu (HDL) kolesterolünde azalma oluşmaktadır. HDL/LDL kolesterolü oranının bozulması, kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörüdür. Menopozdaki şişmanlığın Tip II diyabet oluşumu için de risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Halk sağlığı çalışmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda, beden kitle indeksi ile meme kanseri arasında pozitif ilişkinin varlığını göstermiştir. Bu nedenle mutlaka menopozdaki kadınların vücut ağırlıklarını hedef tartılarında tutmaları önemlidir. Menopozda östrojen düzeyindeki azalma ile kadınların kemik kaybı hızlanır, kalsiyum gereksinmesi artar. Bu dönemde; idrarda kalsiyum atımındaki artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin olarak emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir. Menopoz sonrası sağlığın korunmasında ve kaliteli bir yaşam için, diyet ve yaşam şeklinin önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Araştırmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda besin gereksinmesinin, genç kadınlardan farklı olduğunu göstermektedir. Beslenme programları düzenlenirken, kadınlarda bu dönemde oluşabilecek şişmanlık, kalp-damar hastalıkları ve osteoporozu önleyici şekilde diyetlerin hazırlanması gereklidir. Bunları sıralayalım:

Besin çeşitliliği şart

1. Her öğünde dört besin grubundaki besinler (süt ve süt ürünleri, et ve benzeri besinler, taze sebze ve meyveler, ekmek ve tahıl grubu besinler) aynı öğünde bireyin gereksinmesine uygun miktarlarda tüketilmeli ve besin çeşitliliği sağlanmalı.

2. Süt-yoğurt grubundan 3-4 porsiyon tüketilmelidir. 1 porsiyon süt grubu= 1 su bardağı az yağlı yoğurt veya süttür. Ya da 2 karper kadar az yağlı peynir anlamına gelir.

3. Et ve et grubundan toplam 3 porsiyon tüketilmesi gerekir. 1 porsiyon et grubu= 2 köfte kadar tavuk-balık veya yağsız kırmızı et veya 1 tabak kuru baklagil yemeği veya 1 kase fındık-fıstık veya 1 adet yumurtadır.

4. Bitkisel özlü sıvı yağlar özellikle soya yağı ve erken hasat zeytinyağı menopozdaki kadınlar için hayat kurtarıcıdır.

5. Besin öğesi olmayan fitokimyasalların (karotenoidler, flavonoidler, isoflavonoidler, polifenoller vb.) tam olarak bilinmemekle birlikte, kronik hastalıklara karşı koruyucu etkisinin olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle çiğ sebze ve kabuklu meyveler, fitoöstrojen özelliği nedeniyle soya ve ürünleri beslenmelerinde yer almalıdır.

6. Osteoporoz ve kalp damar hastalıklarındaki koruyucu etkisi düşünülerek, omega 3 yağ asitlerinden zengin diyetlerin tüketilmesi önerilmektedir. Bunlar ceviz, balık, ayçiçeği yağı, soya yağı, ayçekirdeği, badem gibi besinlerin güvenli miktarlarda beslenmelerinde bulundurmaları gerekmektedir.

7. Basit şekerlerin yerine kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Şekerin fazla tüketilmesinin sadece enerji sağlayarak, diyetin besin öğesi yoğunluğunu sınırlandıracağı unutulmamalıdır.

8. Sebze ve meyvelerden zengin diyetler uygulanmalı. Posa tüketimi arttırılmalı. Diyetle yeterli miktarda posa alınmasının kronik hastalıklardan (şeker hastalığı, kanser ve kroner kalp hastalığı vb.) koruyucu tedavi edici özelliği vardır. Ayrıca posa, barsak faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlayacaktır.

9. Hayvansal proteinden zengin besinlerin tüketilmesi doymuş yağ tüketimini de arttırır. Bu nedenle az yağlı süt ve süt ürünleri, yağsız etler, derisiz tavuk-hindi eti tüketimi hayvansal kaynaklı proteinlerdir.

10. Kalsiyumun yeterli miktarda tüketilmesi önem taşımaktadır.

11. Yemekler e aşırı tuz eklenmemeli ve tuzlanmış besinler fazla tüketilmemelidir.

12. Alkolden sakınılmalıdır. Alkol, bazı vitamin ve minerallerin vücutta kullanılmasına olumsuz etkide bulunur. Kemik oluşum hücrelerini harap eder ve kalsiyum emilimini bozar. Şişmanlığa zemin hazırlar.

13. Sigara içilmemelidir. Sigara kalp damar hastalıkları riskini arttıracağı gibi, D vitaminin aktif şekline dönüşümünü azaltır. Aynı zamanda kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini de düşürür.

14. Aşırı kafein tüketilmemelidir. Kafein içeren çay, kahve türleri ve kola tüketimi sınırlandırılmalıdır.

15. Her gün bol sıvı alınmalı ve sulu yiyecekler tüketilmelidir.

16
Nisan

Türkiye’de organ nakli ruhsatı alan ilk hastane: Memorial

Türkiye’de organ nakli ruhsatı alan ilk hastane: Memorial

Türkiye�de binlerce hastanın yaşama umudu olan organ nakli, organ bağışının yetersiz olması dolayısıyla istenen düzeye bir türlü ulaşamıyor.
Avrupa Biriliği ülkelerinde böbrek nakli sayısı yılda yaklaşık 5000 iken Türkiye�de bu rakam sadece 500.

Böbrek, karaciğer, kemik iliği bekleyen binlerce hastadan her yıl sadece birkaç tanesi nakil olma fırsatı bulabiliyor.Ancak Sağlık Bakanlığı, kamu ve üniversite hastanelerinde yapılan organ naklini, özel hastanelerde de yapma yolunu açtı. Bu anlamda ilk ruhsat başarılı ameliyatların adresi olarak gösterilen Memorial Hastanesi�ne verildi. Böbrek ve karaciğer nakli için bakanlıktan ruhsat alan hastane, 1-2 ay içinde kemik iliği ve doku nakli için gelecek izni bekliyor.

Memorial Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Cumhur Kılınç organ nakli ile ilgili şunları söyledi: “Türkiye�de yaklaşık 30 bin kronik böbrek hastası var. Bu rakama her geçen gün yenileri ekleniyor ve ne yazık ki her yıl %10�u organ bulamadığı için ölüyor. Bir böbrek hastasının devlete maliyeti dializ ve ilaçlar nedeniyle yaklaşık 28-30 milyar lirayı buluyor halbuki böbrek nakli bir kere yapılıyor ve maliyeti 30 milyar civarında. Cerrahi ekip ve teknik altyapı yeterliliği nedeniyle bu ruhsatı almaya hak kazanan Memorial Hastanesi�ne verilen bu imkandan, Emekli Sandığı�na üye hastalar ve SSK� lılar bu kurumlarla anlaşma yapıldığında yararlanabilecekler.”

Nakil konusundaki suistimallere değinen Kılınç; “Bu iş özel hastanelere yaygınlaştırılırsa resmi kaynaklar devreye girecek. Daha kontrol edilebilir olacak. Hiç kimse yasadışı iş yapamayacak, yasadışı iş yapacaklar da nakli gerçekleştirebilecekleri yer bulamayacaklar” dedi.

Memorial Hastanesi�nde ilk organ nakli, 17 yaşında, yaklaşık bir yıldır kronik böbrek yetmezliği olan Basri Cüre isimli bir gence ücretsiz olarak yapıldı. Annesinden aldığı böbrek ile yeniden yaşam bulan Basri�nin ameliyatı Prof. Dr. Ali Emin Aydın tarafından gerçekleştirildi.

Organ nakli için ruhsat alan Memorial Hastanesi, İstanbul Tıp Fakültesi�nde yaptığı karaciğer ameliyatlarıyla tanınan Prof. Dr. Koray Acarlı, Tıbbi Biyoloji�den Prof. Dr. Mahmut Çarin ve Genel Cerrah Prof. Dr. Ali Emin Aydın ile çalışacak.

16
Nisan

Brakiterapi

Brakiterapi

Memorial Hastanesi üroloji polikliniği hekimlerinden Uzm.Dr. Erdal Alkan prostat kanseri tedavisinde kullanılan brakiterapi yöntemi ile ilgili şu bilgileri verdi…
Brakiterapi, lokalize prostat kanserinin tedavisinde uygulanan kapalı bir ameliyat şeklidir. Bu yöntemle radyoaktif ışın yayan çekirdekler direkt olarak tümör içerisine ya da tümöre yakın bir alana ultrason eşliğinde, ürolog, radyasyon onkoloğu, radyolog ve medikal fizikçiden oluşan bir ekip tarafından yerleştirilir.Seed olarak adlandırılan bu çekirdekler 0,8mm * 4,5 mm boyutlarında olup, prostatın boyutuna göre değişir.(Her bir hastaya ortalama 80-100 çekirdek yerleştirilir.)
Bu tedavinin amacı etraf dokulara zarar vermeden prostatı yüksek dozlarda ışınlamaktır. Yerleştirilen bu çekirdekler ortalama bir yıl boyunca radyasyon yayarak, tümör hücrelerini etkisiz hale getirirler.

Brakiterapi ilk defa 1917 yılında yapılmış, fakat tekniğin ilkelliği nedeniyle başarılı sonuçlar alınamamıştır. Ortalama 80 yıldır yapılmasına rağmen başarılı sonuçlar alınmamasının en önemli nedenlerinden birisi çekirdeklerin yerleştirme işleminin tahmini olarak yapılmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde modern görüntüleme yöntemleri sayesinde tekrar popülarite kazanmış ve uygun vakalarda radikal prostat ameliyatına alternatif hale gelmiştir. Brakterapi tek başına veya vücut dışından ışınlamayla kombine edilecek şekilde yapılabilir. Tek başına brakiterapi yapılabilmesi için düşük PSA, düşük evre ve düşük gleason skoru olmalıdır. Daha ileri durumlarda vücut dışından ışınlamayla kombine edilebilir. Brakiterapi yapılacak hastaların ortalama yaşam beklentisi 5 yıl veya daha fazla olmalıdır. Brakiterapide prostat boyutları da önemlidir. Zira 60 gramdan daha büyük prostatı olan hastalar tedaviye uygun olmamaktadır. Bu durumdaki hastalar brakiterapi yapılacaksa önceden hormonoterapi yapılarak prostat hacmi küçültülmeli ve daha sonra brakitrapi programına alınmalıdır.

Brakiterapinin radikal prostat ameliyatına göre en önemli üstünlüğü impotans(sertleşme problemi) ve inkontinans(idrar kaçırma) oranlarının çok düşük olmasıdır. Bununla beraber brakiterapi sonrası ilk birkaç ay alt üriner sistem semptomları dediğimiz sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, gece idrara kalkma ve iritasyon gibi belirtiler görülebilir.

Sonuç olarak, brakiterapi ilerlememiş prostat kanserinin tedavisinde etkili bir tedavidir. Komplikasyonlarının az olması, uygulama kolaylığı ve hastanın erken dönemde günlük aktivitelerine geri dönmesi ve etkili tedavi olması brakiterapiyi güncel ve popüler hale getirmiştir

16
Nisan

Stresli günlerde beslenme

Stresli günlerde beslenme

Zor günlerinizde B grubu vitaminleri ve magnezyum açısından zengin besinleri tüketmeye özen gösterin. Ayrıca A ve C vitaminleri de bağışıklık sisteminizi güçlendirerek hastalıklara karşı direncinizi artırır.
Akut stres ile karşılaşan insanlarda adrenalin salgısı artar. Kalp atış hızında artma, ağız kuruması gibi belirtiler ortaya çıkar. Çok sık karşılaşmamak koşuluyla insan strese karşı koyabilir. Sık tekrarlayan streslerde ise başa çıkamayacağımız birikimler ortaya çıkar.
Araştırmalar, kronik stresin vücut direncini kırdığını ve hastalıklara zemin hazırladığını gösteriyor.

Stres sadece kalp veya sindirim sistemine zarar vermez. Bellek kaybı, bağışıklık sisteminin zayıflaması, şişmanlık gibi sonuçlara da yol açar. Yani insanları kısa süre içinde öldürmeyen stres faktörleri, uzun vadede birikim sonucu er veya geç ölümcül hastalıklara zemin hazırlar.
Gereksiz yere nabız hızının artması, kan basıncının yükselmesi, dolaşımdaki yağ ve glikozun metabolize edilememesi sonunda yağların damarlarda plakalar halinde birikmesi felçlere, kalp krizlerine ve şeker hastalığına davetiye çıkartır.

Stresin garip bir etkisi de vücut şeklini değiştirmesidir. Stres anında yağlar enerji sağlamak için yer değiştirirken genellikle karaciğer çevresinde birikir. Araştırmalar, göbekte biriken yağların kortizon benzeri hormonlara duyarlı olduğunu göstermiştir. Streste aşırı salgılanan bu hormon grubu, göbek çevresinde yağlanmaya neden olur. Merkezi şişmanlama da denen bu durum ile kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişkiye de dikkat çekilmiştir. Ayrıca mide ve bağırsakların iç duvarlarına daha az kan gittiği için ise ülser riski artmaktadır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme, düzenli ve yeterli derecede alınan uyku, hayata pozitif bakabilme, stresi ve zor günleri geride bırakmak için dikkat edilmesi gereken unsurlardan sadece birkaçıdır.

Özellikle bu dönemlerde beslenmenizde B grubu vitaminleri açısından zengin besinlerin tüketimine özen göstermelisiniz. B vitaminleri, karbonhidrat metabolizması, enerji üretimi ve vücuttaki metabolizma işlemlerinin desteklenmesinde temeldir. Zihin yorgunluğu ve aşırı streste, bağışıklık sistemini güçlendirmede, cilt sağlığında beslenme desteği olarak kullanılabilecek bir vitamin grubudur. Tahıllar, kuru baklagiller, süt, yoğurt, peynir, yeşil yapraklı sebzeler, balık, karaciğer B vitamininin en iyi kaynakları arasındadır.

Magnezyum sinirleri ve kasları rahatlatır

Magnezyum, sinirlerin ve kasların rahatlamasını sağlamada etkili bir mineraldir. Antistres mineral olarak da bilinir. Özellikle diüretik kullananlarda, alkoliklerde ve yoğun egzersiz yapanlarda magnezyum gereksinimi artar. Badem, brokoli, kabak, fasulye, et, süt, balık, yumurta, çikolata, kuru baklagiller ve tam tahıllar magnezyumun en iyi kaynaklarıdır.

Sağlıklı ve dengeli bir beslenme günlük stresi azaltır anlamına gelmez ama iyi beslenme vücudun stresle mücadele etmesinde, hastalığa yenilmemesinde ve bağışıklık sistemimizi güçlü kılmada önemli bir yardımcıdır. Özellikle C vitamini, çinko minerali ve A vitamini hastalıklara karşı direncimizin artmasını, bağışıklık sistemimizin güçlü kalmasını sağlar. En basitinden güne güzel bir kahvaltıyla başlamak bile o gününüzü enerjik geçirmemizde ilk adım olacaktır.

PİRİNÇ

Pirinç buğdaygiller familyasındandır ve özellikle sıcak bölgelerde yetiştirilir. Kullanım alanı geniştir, lezzetiyle de beslenmede önemli bir yer kaplar. İçeriğinde sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir ve fosfor minerallerinin yanı sıra E, B1 ve B2 vitaminleri bulunur. 100 gram “kuru” pirinçte 357 kcal, 100 gram “haşlanmış” pirinçte ise 125 kcal enerji vardır. Pirinç, mide ve bağırsak hastalıklarında çok faydalıdır, özellikle de ishali kesmekte önemli bir rol oynar. Bu özelliği yapısında bulunan yüksek potasyum sayesindedir. Karmaşık karbonhidrat ve düşük orandaki yağ içeriği ile kolesterolü yüksek kişilerce tüketilebilmektedir. Ayrıca yüksek tansiyonu ve fazla üre miktarını da düşürür.

BİOTİN

Suda çözünen ve B grubu vitaminlerinden biridir. B7 vitamini veya vitamin H olarak isimlendirilir. Cilt, saç ve dolaşım sisteminin sağlığı için gerekli olmasının yanı sıra yağ ve proteinlerin yakılması için de gerekli olan bir vitamindir. Birçok enzimin yapısına girerek gıdaların vücuda yararlı hale getirilmesini sağlar. Kan şekerini düşürür. Balık, yumurta, süt, bezelye, domates, marul, peynir ve lahanada bulunur.

Yeni araştırmalar yeni sonuçlar

Üzüm çekirdeği önemli bir antioksidan
Üzüm çekirdeği ekstresi, E ve C vitaminlerinden yaklaşık 50 kat daha fazla antioksidan özellik gösterir.

Çinkodan sağlık desteği

İştah azlığında, koku ve tat alma duyularında artışta, cilt yaralarımızın iyileşme sürecinde ve saç sağlığımızda vücudumuz çinkodan da destek almaktadır.

Ayran kansere karşı bir koruyucu

Her mevsimin vazgeçilmez içeceği olan ayran, içerdiği yoğurt bakterilerinin antikanserojen etkisiyle kansere karşı koruyucudur. Bununla birlikte kolesterol miktarının azalmasını ve toksik maddelerin etkisizleştirilmesini de sağlar.

Kabızlığı önlemek için kivi yiyin

Kivide bir portakaldaki C vitamininin iki katı bulunur. Potasyum bakımından da zengin olan kivi sindirimi de kolaylaştırır. Kivi ile sütün birlikte tüketimi kabızlığı önlemede etkili bir yöntemdir.

« Önceki sayfaSonraki sayfa »